Yol, Yolcu ve Yük
Her an yeniden dirilen bir âlemin içinde yaşıyoruz. Baharın toprağı uyandırışı, kuruyan dalların yeniden yeşermesi, gecenin sabaha kavuşması bize aynı hakikati fısıldıyor. Hayat, sürekli bir diriliştir. Asıl mesele ise bu dirilişi görebilecek bir bakışa sahip olabilmektir.
İnsanın yolculuğu, yalnızca doğumla ölüm arasındaki zamanın adı değildir. Gerçek yolculuk; insanın kendini tanıdığı, Rabbini bildiği ve varlığın hikmetini kavradığı uzun bir tekâmül sürecidir. İnsan, yalnızlıktan şahitliğe, fark edememekten idrake, yaşamaktan anlamaya doğru yürüdükçe hakiki yolculuğunu gerçekleştirmiş olur.
Varlığın farkına varmak, insanın erişebileceği en büyük duruşlardan biridir. Çünkü insan hangi yöne dönerse dönsün, hangi pencereye bakarsa baksın, ilâhî dirilişin izleriyle karşılaşacaktır. Yeter ki hikmet limanından ayrılmayı göze alsın; yeter ki yürüdüğü yolu yalnızca bir güzergâh değil, hikmetin kendisine açılan bir kapı olarak görebilsin.
İnsan eksik bırakılmış bir varlık değildir. Rabbimiz onu en güzel biçimde yaratmış, akılla donatmış, vahiy ile yönlendirmiş ve hiçbir zaman sahipsiz bırakmamıştır. Dolayısıyla insan başıboş değildir. Aksine emanetle yükümlü bir varlıktır. İlk insandan bugüne kadar değişmeyen hakikat budur.
Peki insanın omuzlarına yüklenen bu emanet nedir?
Hayat nefesiyle buluştuğu andan itibaren insan için yol başlar. Artık o, yolcu olan ve yük taşıyan bir varlıktır.
Bu yol; Rabbine yönelme yoludur.
Bu yol; yaratılmış âlemle uyum içinde yaşama yoludur.
Bu yol; fıtratla çatışmadan hikmeti arama ve hikmetle yaşama yoludur.
Bu yol; yeryüzünü imar, gönülleri inşa etme yoludur.
Bu yol; gökyüzünün şahitlik ettiği emaneti hakkıyla taşıma yoludur.
Bu yol; bireysel kaygıları aşarak topluma, millete ve insanlığa fayda sunma yoludur.
Bu yol; yaşadığı beldenin eksikliklerini gidermek, güzelliklerini çoğaltmak ve iyilik kervanına omuz verme yoludur.
Bu yol; medeniyet yürüyüşünün sessiz ama vazgeçilmez bir yolcusu olma yoludur.
Yol bellidir.
Ancak yolcu olmak kolay değildir. Çünkü yolculuk düz bir çizgide ilerlemez. İnişleri vardır, çıkışları vardır. Yorulduğumuz zamanlar olur; yönümüzü şaşırdığımız anlar olur. Yol boyunca insanı yoldan çıkaracak nice cazibe, nice imtihan ve nice aldanış vardır. İşte bu yüzden yolculuğu sürdürebilmek, yürümekten çok daha büyük bir irade ister.
Bunun için insanın geçmişe bakması gerekir.
Âdem'i (a.s.)hatırlaması gerekir; bir hatanın ardından samimi tevbenin kapısını açan ilk insanı…
Yusuf'u (a.s.) hatırlaması gerekir; kuyudan saraya uzanan sabrın ve iffetin hikâyesini…
Eyyûb'u (a.s.) hatırlaması gerekir; acının içinde teslimiyetin nasıl dirildiğini…
Yûnus'u hatırlaması gerekir; balığın karnında bile ümidini kaybetmeyen bir peygamberi…
Tâlût'un ordusunu hatırlaması gerekir; nehir başında imtihanı kaybedenlerin de kazananların da aynı sudan geçtiğini…
Peygamber kıssaları dikkatle okunduğunda, hakiki yolculuğun yalnızca bir yolda ilerlemekten ibaret olmadığı; asıl belirleyici olanın yolcunun hikmeti, feraseti, ilmi, sadakati ve omuzlarındaki emanetin farkında olması olduğu görülmektedir. Çünkü yük, ona değer kazandıran emanettir.
Tarih boyunca hangi peygamber kendisine verilen yükten vazgeçmiştir?
Hangisi emaneti taşımaktan geri durmuştur?
Onlar, bütün zorluklara rağmen ilâhî yükü aşkla omuzladılar. Yük arttıkça sevgileri arttı; imtihan büyüdükçe teslimiyetleri derinleşti.
Öyleyse bize ne oluyor?
Neden yükten kaçmayı, yük taşımaktan daha güvenli görüyoruz?
Oysa insan, aşk ile yoğrulmuş bir ruh ve güzel bir terbiye ile emaneti taşımaya devam ettiği sürece hakiki anlamını bulacaktır.
Her gün yeniden dirilen kâinat bize sessizce ders vermiyor mu?
Toprak her bahar yeniden canlanıyorsa, insanın da kalbini, aklını ve niyetini yeniden diriltmesi gerekmez mi?
İnsanlık tarihi açıkça göstermektedir ki ilâhî emaneti kuşanarak yola çıkan hiçbir yolcu yalnız bırakılmamıştır. Yol zorlaşmış olabilir; fakat yolcu hiçbir zaman sahipsiz kalmamıştır. Çünkü emanetin sahibi, emaneti taşıyanı da korumuştur.
Asrın idrakini yakalayabilenler; zamanın gürültüsüne kapılmadan ebedî yükü omuzlamaya devam edenlerdir. Onlar bilirler ki yolun sonundaki menzil, yürüyüşün samimiyeti kadar anlam kazanır.
Öyleyse bize düşen; yolu unutmamak, yolculuğu ihmal etmemek ve omuzlarımızdaki yükü hafife almamaktır. Çünkü insanı insan yapan, yürüdüğü yol kadar taşıdığı emanettir.
Yolumuz hikmetle aydınlansın, yükümüz sadakatle hafiflesin ve Rabbimiz bizi istikametten ayırmasın.
Sezai YILMAZ
İlim Yayma Cemiyeti Adıyaman Şube Başkanı